İRAN'IN TÜRKİYE YAKLAŞIMI TAHRAN'IN GELECEĞİNİ BELİRLER

Son dönemde bölgede yaşanan gelişmelerin ve güç dengelerinin değişmesinin ardından, Dünya Basın Federasyonu üyesi İranlı araştırmacı yazar Mehran Kazemıhovasın Türkiye ile İran arasındaki bağı anlatan bir yazı kaleme aldı.

Son dönemde bölgede yaşanan gelişmelerin ve güç dengelerinin değişmesinin ardından, Dünya Basın Federasyonu üyesi İranlı araştırmacı yazar Mehran Kazemıhovasın Türkiye ile İran arasındaki bağı anlatan bir yazı kaleme aldı.

Son dönemde Türkiye ve İran arasındaki ilişkiler hakkında birçok kafadan farklı sesler çıkıyor. Yıllardır Türkiye-İran ilişkilerinin derinleşmesinden, iki ülke arasındaki bağların sağlamlaşmasından rahatsız olan ve hert fırsatta bölgedeki tansiyonu yükseltmeye çalışan ABD ve onun güdümündeki ülkelerin çabaları son dönemde bir hayli arttı. Özellikle Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ'dan Ermeni ordusunu çıkarmasında Türkiye-İsrail menşeili askeri araçların etkili olması diğer bölge ülkelerinde olduğu gibi İran'da da etki bıraktı. Türkiye'nin yıllardır süregelen askeri eğitim ve danışmanlık desteğinin üzerine son yıllarda İsrail'in de bu sürece katılması ve tıpkı Türkiye gibi Azerbaycan ile ekonomik anlamda ilişkilerini geliştirmesi bölgedeki psikolojik dengeyi sarstı. Bu sarsıntıdan en çok etkilenmiş gözüken veya gösterilmek istenen ülke ise İran oldu. ABD ve Avrupa kaynaklı basında İran'ın, Türkiye'nin Güney Kafkasya'daki etkin rolünden rahatsızlık duyduğu, çekindiği yazılırken Tahran yönetimi ise tam tersi yönde açıklamalar yapıyor.

Türkiye-İran ilişkilerinin mümkünse kopmasının istenmesinin iki nedeni var.


İran, ABD'nin Orta Doğu'da, Hazar Bölgesi'nde, Afrika'nın doğu kıyısında ve Afganistan üzerinden Hindistan, Pakistan ve Çin üçgeninde egemenliğini ilan etmesi, asgari anlamda tek hegemonya olması ve Rusya başta olmak üzere bölgedeki diğer güçleri baskı altına alarak neredeyse tüm dünyada tek güç haline gelmesi açısından kilit rol oynuyor. Nasıl Türkiye için stratejik konumdan bahsediyorsak aynısı İran için de geçerli, hatta iki ülke de konumları ve sınırları açısından vazgeçilmez değer ve öneme sahip. İran'ı dizginlemek için ABD'nin yıllardır çok uğraş verdiği ve her yıl milyar dolarlarca kaynak ayırdığı bu bölgede Tahran yönetimi için ABD'nin uyguladığı ekonomik ambargo kilidinin anahtarı ise Türkiye. Dolayısıyla, Türkiye-iran ilişkilerinin olumlu yönde geliştiği ve derinleştiği her an İran'ın üzerindeki ekonomik saldırı o denli hafifliyor. Bu durum da, Tahran'ı tıpkı bazı ülkelerde olduğu gibi ABD'nin kuklası olmaktan veya mevcut yönetimin yıkılarak yerine kukla bir yönetimin geçme olasılığından uzaklaştırıyor. Sadece Türkiye ile yapılan ticaret tabi ki İran'ın tüm dertlerini çözmüyor ancak, Türkiye üzerinden açılabilecek ve Türkiye'nin de dahil olacağı ticaret ağı ile Türkiye'nin iyi ilişkiler içerisinde olduğu diğer ülkeler ile olan potansiyel ticaret hacmi Tahran yönetiminin olduğu kadar haketmedikleri bir ekonomik baskı yaşayan İran halkının elini oldukça rahatlatacak düzeyde.


Bir diğer neden ise asgari işbirliği ve yine ticaret alanında olduğu gibi Türkiye üzerinden bölgedeki diğer ülkelerle İran'ın ilişkilerinin gelişme ihtimali. Türkiye'nin İHA ve SİHA alanındaki tüm dünyanın takdirini toplayan başarısı ortada. Olası bir SİHA-İHA satışının bölgede İran'ın elini ne kadar güçlendireceği, belirli teknoloji aktarımları ile İran ordusunun SİHA ve İHA'larının yeni bir boyuta ulaşması kaçınılmaz. İran'ın elindeki füze teknolojisi ve özellikle uzun menzilli füze teknolojisi ve bilgi birikiminin ise Türkiye'ye fayda sağlayacağı ortada. İran için yüksek teknolojiye sahip, tam donanımlı bir ülke diyemesek de, karaborsadan bulmak zorunda kaldığı parçalar ve neredeyse bir iki ülke haricinde tüm dünyadan ambargo yediğini göz önünde bulundurursak elde ettikleri ilerlemenin aslında takdir edilmesi gerekiyor.

İran için mezhep bazlı düşünen ve hareket eden bir ülke yakıştırması yapılsa da, aslında her ülkenin yaptığı gibi Tahran yönetimi de çıkarları doğrultusunda atabileceği en iyi adımı atmaya çalışıyor. Irak'ta çıkmaza giren süreçten çıkması ise Türkiye ile kuracağı ilişkilere bağlı olarak çok daha kolay olabilir. Aynı zamanda Irak'ta özellikle Musul-Kerkük bölgesinde Türkiye'nin haklarını ve çıkarlarını korumak istediği Türkmenler için de bu ilişkiler hayati önem taşıyor. Her iki ülkenin içerisinde bulunduğu coğrafya çoktan parçalanmış ve bazı ülkelerin güdümüne girmişken kimsenin İran veya Türkiye'yi suçlama hakkı yok. Çünkü tıpkı Suriye ile olan güney sınırımızda bir terör devleti istemediğimiz için önlem alıyorsak, İran da yakın geçmişte savaştığı bir ülke olan Irak üç farklı gruba bölünmüş, en kuzeyi özerk bir alan haline gelmişken tabiki kendi sınırlarını ve ülke çıkarlarını korumak için ABD'nin parçaladığı ülkede kendi önlemlerini alacak, almalı ve bu onların hakkı. Hal buyken Türkiye ile İran ilişkilerinin "ben" merkezci olmaktan çıkıp ortak paydada buluşulan, her iki ülkenin de menfaatlerini koruyacak ancak birbirine de destek çıkacak bir yaklaşım içerisinde ilişkilerini daha da geliştirmesi elzem.


ABD ve Avrupa kaynaklı basında yer alan haberlere bakıldığında, Türkiye-İran ilişkileri sürekli kutuplaştırılmaya, İran'ın Şii merkezci mezhepçi bir yaklaşıma sahip olduğu anlatılmaya çalışılarak hem Türkiye'deki Sünni çoğunluğun İran karşıtı olması amaçlanıyor hem de Türkiye'nin S-400 alımı ile farklı bir boyuta giren Rusya ilişkilerinin ardından bölgede İran ile farklı alanlarda da olsa benzer bir durum yaşaması istenmiyor. Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ'ı geri almasının ardından Azerbaycan ile Türkiye arasında direkt ve kesintisiz bir ulaşım kanalının açılmış olması, Çin'in yeni İpek Yolu olan "Bir Kuşak, Bir Yol" projesinde çok büyük bir etki yaratacak. İran'ın da ilerleyen ilişkiler ile hem Azerbaycan üzerinden hem de Türkiye üzerinden bu ticaret yoluna katılması, ticaret potansiyeli ve İran'daki yatırım boşluğunun iyi ilişkiler kurulan ülkelerce doldurulması ise NATO bloğunun İran ve bölge planları için kıyamet günü senaryosu. Her zaman olduğu gibi NATO bloğunun isteği, İran'ı asgari ve ekonomik alanda hapsedip dünyadan soyutlamak, yıldan yıla zayıflayan ve geri kalan ülkenin en yalnız kaldığı anda ya iç karışıklık ya bir bahane (Bakınız Irak'ın sözde kimyasal silahları veya Libya'da çıkan sözde iç savaş) ile ülkenin kukla haline getirilerek hem ticaret hem de yatırım boşluklarının yağmalanması.

Bu genel hatlar üzerinden ele alındığında Türkiye'nin İran ile ilişkilerini derinleştirmesi bölgedeki geleceği ve atacağı adımları bir hayli etkiler ancak İran'ın Türkiye ile olan ilişkileri hakkındaki yaklaşımı ve görüşü Tahran yönetiminin ve İran halkının geleceğini belirler.

25 Kas 2021 - 19:59 - Dünya


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak RHA AJANS Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan RHA AJANS hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler RHA AJANS editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı RHA AJANS değil haberi geçen ajanstır.