Akşener: "Sayın Erdoğan ve arkadaşları yine fantastik bir ekonomi teorisiyle karşımızdalar"

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, TBMM'deki grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Akşener açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "İktidardakilerin becerikli ellerinde paramızın iyice pul olduğu, emeklerimizin zayi edildiği bir haftayı daha geride bıraktık. Geçtiğimiz hafta...

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, TBMM'deki grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Akşener açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

"İktidardakilerin becerikli ellerinde paramızın iyice pul olduğu, emeklerimizin zayi edildiği bir haftayı daha geride bıraktık.

Geçtiğimiz hafta bir kez daha gördük ki sayın Erdoğan’ın millî güvenlik tanımı kendi koltuğunun güvenliğinden başka bir şey değil.

Koltuğunu sallayan her şey ve herkes kendisi için bir millî güvenlik tehdidi.

Geçinemiyor musun?

O zaman teröristsin.

İflasın eşiğinde misin?

O zaman hainsin.

Sosyal medyada eleştiri mi yazdın?

O zaman millî güvenliğimiz için bir tehditsin.

Bu ucube sistemin memleketimizi getirdiği şu ucube duruma bakar mısınız?

Yazıktır, günahtır.

Oysa ülkemizdeki esas millî güvenlik tehditleri aslında nedir biliyor musunuz?

Mesela evine ekmek götüremeyen babalar, tenceresini kaynatamayan anneler bir millî güvenlik tehdididir.

Mesela mülakatlarda gelecekleri çalınan; huzuru, mutluluğu yurt dışında aramak zorunda kalan gençler bir millî güvenlik tehdididir.

Mesela toprağını ekemeyen çiftçiler, hayvanını besleyemeyen besiciler, üretemeyen sanayiciler bir millî güvenlik tehdididir.

Mesela; “Ak Parti’nin kaderiyle devletin kaderi birdir.” diyen milletine yabancılaşmış siyasetçiler bir millî güvenlik tehdididir.

Mesela 5-10 maaşlı danışmanlar sarayda sefa sürerken asgari ücretin altında maaş alan emekliler bir millî güvenlik tehdididir.

Mesela saray korkusundan yolsuzluk soruşturması açamayan savcılar bir millî güvenlik tehdididir.

Ezcümle tüm bunların gerçek sebebi olan Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi ülkemiz için başlı başına bir millî güvenlik tehdididir.

Bu ucube sistemin pençesinde Türkiye her hafta yeni bir krizle karşı karşıya kalıyor ve ülkemiz bu kriz sarmalında hırpalanırken olan her zamanki gibi milletimize oluyor.

Nitekim; “2023’te dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasına gireceğiz.” diyenler bugün ülkemizi ilk 20 ekonominin bile dışına çıkarttılar.

Bu vizyoner yönetim anlayışının sonucunda gire gire Gri Liste’ye girdik.

Bu Gri listede dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasından hiçbir ülke yok.

İlk 20 ekonomisi arasından da yine hiçbir ülke yok.

İlk 30 ekonomisi arasından ise sadece Türkiye var.

Peki bu listede başka kimler var?

Mesela bu listede Burkina Faso var.

Zimbabwe var, Uganda var.

Mesela Filipinler var, Kamboçya var, Suriye var.

Gördüğünüz gibi listedeki her ülke başlı başına bir başarı hikâyesi.

Peki bu listeye neye göre giriliyor biliyor musunuz?

Eğer ülkenizde yoğun miktarda para aklanıyorsa, terörist gruplar ülkenizden finansman sağlıyorsa ve siz bu sorunlara karşı hiçbir mücadele sergilemiyorsanız işte o zaman Gri Liste’ye giriyorsunuz.

Şu rezilliğe bakar mısınız?

Türkiye’nin düşürüldüğü duruma bakar mısınız?

Yazıklar olsun.

Peki bu rezillik karşısında iktidar ne yaptı dersiniz?

Bu tip durumlar karşısında her zaman yaptıkları gibi hep bir ağızdan; “dış güçler” demeye başladılar.

Biz elbette ülkemizin itibarının yerle bir olmasını istemeyiz.

Biz elbette Türkiye’ye yapılan her haksızlığın her zaman karşısında oluruz.

Biz elbette burada da bir haksızlık olduğunu biliyoruz.

Amma ülkemizi bu haksızlığa uğratanın da bizzat iktidarın kendisi olduğunu açıkça görüyoruz.

Gri Liste’ye neden girdiğimizi daha iyi anlamak için öncelikle şu sorunun cevabını vermeliyiz.

Nedir o soru?

Türkiye’de gerçekten para aklanıyor mu?

Evet, maalesef aklanıyor.

Hem de bizzat devlet eliyle aklanıyor.

Mesela eğer yurt dışında paranız varsa veya yurt içinde kanunsuz yollardan kazandığınız parayı yurt dışına çıkardıysanız bu parayı aklamak için uğraşmanıza hiç gerek yok.

Nasıl mı?

Hemen varlık barışı için müracaat edip %1 komisyonla bu parayı kolayca aklayabiliyorsunuz.

Yani %1 komisyon ödeyince kimse size; “O parayı nereden buldun?” diye hesap soramıyor.

Yani bu ucube sistemde, iktidar diyor ki; ‘’Uyuşturucu mu satıyorsun? Getir paranı.

Kaçakçılık mı yapıyorsun?

Getir paranı.

Türkiye’den para mı kaçırdın?

Getir paranı.

%1 komisyonla paranı da aklıyorum, seni de aklıyorum.’’

Bu kadar basit.

Çamaşır suyu reklamı değil, Ak Parti iktidarı…

İşte size kabile reisi yetkileriyle devlet yönetmeye kalkan sayın Erdoğan’ın kabile devletleriyle bizi aynı listeye sokan güçlü Türkiye vizyonu.

İşte size Türkiye’yi uçuracağını söylenen Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi.

Ülkemizin itibarını yerle bir eden bu tablo karşısında bizim üzerimize düşen görev bir an önce milletimizden yetkiyi alıp bu utancı temizlemek ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne hak ettiği itibarı kazandırmaktır.

Nitekim Artagan projemizin temelinde de işte tam olarak bu mücadele yer alıyor.

Para aklamanın dayanağı nakit paradır.

Üstelik sadece para aklamanın değil; naylon faturanın da, kaçakçılığın da, uyuşturucunun da, yolsuzluğun da, rüşvetin de ortak noktası nakit para ile yapılmalarıdır.

Artagan’ın vadettiği nakitsiz ekosistem bütün bu suçları temelinden yok edecek çözümler sunuyor.

Varsın onlar beceriksiz yönetimlerine kılıf arasınlar.

Varsın onlar ucube sistemleriyle kendi sonlarını getirsinler.

Varsın onlar iktidarlarının son günlerinde çırpınmaya devam etsinler.

Bizim onlarla kaybedecek vaktimiz yok.

Çünkü biz İYİ Partiyiz!

Yetkiyi aldığımızda Artagan ile blok zinciri temelinde dünyanın en şeffaf devletini ve dünyanın en ileri demokrasisini inşa edeceğiz.

Ülkemizi Gri Liste’den çıkartıp önüne bembeyaz bir sayfa açacağız.

Milletimizi hak ettiği yarınlara ülkemizi de hak ettiği itibara kavuşturacağız.

Kimse merak etmesin.

Aziz Milletim, değerli milletvekilleri;

Ak Parti iktidarı milletimizin dertlerini umursamayı bırakalı çok oldu.

Attıkları adımlarda, aldıkları kararlarda milletimizin gerçeklerine dair bir empati kırıntısı bile göremiyoruz.

Eğer aşırı zenginleşirseniz, eğer bambaşka paralele bir hayata evrilirseniz; dünyadan da koparsınız, vatandaştan da koparsınız, gerçekten de koparsınız.

Bugün karşı karşıya kaldığımız durum aynen budur.

Biliyorsunuz 2022 bütçesi Milletin Meclisi’ne geldi.

Normal şartlarda bir sonraki yılın bütçeleri toplumu heyecanlandırır.

Çünkü millet yeni bütçenin sorunlarına çözüm getirmesini ümit eder.

Hayatını kolaylaştırmasını, gelirinin artmasını, menfaatinin korunmasını bekler.

Bu yüzden heyecanlanır.

Ancak maalesef Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçildiğinden beri milletimiz bu heyecandan yoksun.

Çünkü herkes biliyor ki Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm imkânları, bereketli topraklarımızın tüm zenginliği yine o 5 müteahhidin ve bir grup saray şımarığının hizmetine sunulacak.

Nitekim aynı 2021’de olduğu gibi sayın Erdoğan’ın 2022 bütçesinde; yine heyecan yok, yine umut yok.

Çünkü bu bütçede yoksulluğa çare yok.

Enflasyona çare yok.

İşsizliğe çare yok.

Gelir dağılımındaki adaletsizliğe çözüm yok.

Bu bütçede çitçilerimize yeterli destek yok.

Milletin borçlarına çare yok.

İşçinin, işverenin, emeklinin hayatını kolaylaştıracak adımlar yok.

EYT’liler yok, 4/B’liler yok.

Hatta söz verilmesine rağmen 3600 ek gösterge bile yok.

Ezcümle bu bütçede millet yok, millet.

Peki ne var?

Millet yok ama mesela 5’li müşteri garantisi çetesi var.

Bütçeye onlar için 2022 yılında 42 buçuk milyar lira daha ödenek konulmuş.

Bu ne demek biliyor musunuz?

Milyonlarca çiftçiye verilen desteğin 2 katı para demek.

Vicdansızlığa bakar mısınız?

Dahası var.

2021 yılında 31 milyar lira olan bu ödenek önümüzdeki yıl için %37 artırılmış, 42 buçuk milyar liraya yükseltilmiş.

Saray müteahhidine gelince artış gerçek enflasyon kadar.

Ya demek ki enflasyon %37.

Millete gelinceyse TÜİK’in makyajlı enflasyonu kadar bile değil.

Utanmazlığa bakar mısınız?

Vicdansızlığa bakar mısınız?

Son dört yılda garantili işlere ayrılan ödenek 69 milyar lira.

Önümüzdeki 3 yılda yapılacak ödemeler ise tahminen 143 milyar lira olacak.

Biliyorsunuz sayın Erdoğan ve arkadaşları doları çok sever.

O yüzden bir de onların diliyle ifade edeyim.

2017-2024 dönemi için hazinemizden saray garantili çeteye ödenecek para toplam 25 milyar dolar.

Buradan; “Yol yapıyoruz, tünel yapıyoruz, köprü yapıyoruz, hastane yapıyoruz. Ama milletimizin cebinden bir kuruş çıkmıyor.” diyenlere sesleniyorum.

Bu parayı nereden ödüyorsunuz?

Bu para milletin parası değil mi?

Ve siz bu kadar açık seçik yalan söylemekten hiç mi utanmıyor musunuz?

Ayıptır, günahtır.

Ezcümle bu bütçe herhangi bir bütçe değildir.

Bu bütçe bir savurganlık, bir israf bütçesidir.

Bu bütçe milletin emeğini faizcilerin kursağına akıtan bir bütçedir.

Bu bütçe sayın Erdoğan’ın giderayak milletimize attığı son kazığın bütçesidir.

Ak Parti iktidarının insanı yok sayan siyaset anlayışı maalesef ülkemizin her köşesinde tüm gerçekliğiyle hissediliyor.

Mesela milletimiz; ‘’Evim yandı.’’ diye feryat ediyor.

Sayın Erdoğan duymazdan geliyor.

Mesela; ‘’Babalar eve ekmek götüremiyorum.’’ diyor.

Sayın Erdoğan kafasına çay fırlatıyor.

Mesela emekliler, geçinemediğini söylüyor.

Sayın Erdoğan markete gidip fiyatları makul buluyor.

Mesela 740 bin sağlık çalışanı atama bekliyor.

Sayın Erdoğan oralı bile olmuyor.

Mesela vatandaş pahalılık ve zamlar yüzünden arabasını satıp ata biniyor, eşeğe de olabilirdi.

Sayın Erdoğan apartman görevlilerine sardırıyor.

İşte biz de tam olarak bu nedenle her hafta bu kürsüden milletimizin sesini o sağır kulaklara duyuruyoruz.

Milletimizin dertlerini tüm Türkiye’ye gösteriyoruz.   

Her hafta olduğu gibi bu hafta da Milletin Kürsüsü’nde Ak Parti iktidarı tarafında yok sayılan bir kardeşimizi misafir edeceğiz.

Tekirdağ’da çalıştığı iş yerinde bir büyük haksızlığa maruz kalan Pınar Demir kardeşimiz aramızda.

Buyur Pınar Kızım söz de, kürsü de senindir.

Teşekkür ediyorum Pınarcım.

Bu konunun takipçisi olacağız.

Sayın Erdoğan ve arkadaşları yine fantastik bir ekonomi teorisiyle karşımızdalar.

Ülkemiz ekonomisi için ne kadar yararlı olduğunu milletçe özellikle son 3 buçuk yıldır tüm çıplaklığıyla deneyimlediğimiz; “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur.” doktrininden sonra bu fevkalade yetkin arkadaşlar şimdi de faizi indirip döviz kuru yükseldikçe ihracatın artacağını iddia ediyorlar.

Bir de isim bulmuşlar; “Rekabetçi kur” diyorlar.

Bu müthiş yeni teori doğrultusunda geçtiğimiz hafta Merkez Bankası politika faizini 200 baz puan indirerek %16’ya çekti.

Havuz gazetecilerinin bile savunamadığı bu akıl dolu hamle sonucunda parantez içi belki bu yeni hamle de Nobel’e aday olabilir.

Ekonomi bağlamında.

Dolar 10 liraya dayandı.

Kur lobisi kazandı, milletimiz kaybetti.

Kararın bizzat sayın Erdoğan’ın talimatıyla alınmış olduğunu cümle âlem bildiği için de Merkez Bankası bağımsızlığının tabutuna son çivi de bu şekilde çakılmış oldu.

Peki bakalım ihracat gerçekten artıyor muymuş?

Onar yıllık dilimler hâlinde son 50 yılımızı inceledik.

1970-1980 arası 10 yılda ihracatımız 5 kat artmış.

1980-1990 arası hani korkunç günler diye tanımlanan o 10 yılda ihracatımız 4 buçuk kat artmış.

1990-2000 arası 10 yılda ihracatımız 2 kat artmış.

2000-2010 yılları arasındaki 10 yıllık süreçte ihracatımız 4 kat artmış.

2002-2010 yılları arasındaki Ak Parti dönemini baz alırsak ise ihracatımız 8 senede 3 kat artmış.

Gelelim son 10 yıla.

2010-2020 yılları arasındaki 10 yıllık süreçte ihracatımız sadece %50 artmış.

Yani son 50 yılın en düşük ihracat artışı geçtiğimiz 10 yılda gerçekleşmiş.

Peki bu artış döviz kuruna bağlı mı olmuş?

Hayır.

Mesela 2002-2010 yılları arasında döviz kuru sabit kalmasına rağmen ihracatımız 3 kat artmış.

2010’dan bugüne kadar ise sıkı durun.

Dolar kuru tam 6 kat artmış.

Ama son 50 yılın en düşük ihracatı da yine bu yıllar arasında olmuş.

Üstelik Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçtiğimiz son 3 yılda döviz kurları %110 artarken ihracatımız ise yerinde saymış.

Sayın Erdoğan ve bol maaşlı danışman ekibi sizlere söylüyorum, iyi dinleyin.

Demek ki neymiş?

Ülkemizde adalet sağlanmadıkça, hukuk işlemedikçe, liyakatli kadrolar iş başına gelmedikçe; ekonomiye güven tesis edilmedikçe, dışlayıcı kurumlar kapsayıcı kurumlara dönüşmedikçe, sayın Erdoğan da Merkez Bankası’nın yakasından düşmedikçe kur ne kadar artarsa artsın ihracatımız artmazmış.

Bir ülkede ihracatın artması için ya üretimi artırırsınız ya da ürettiğiniz ürünlerin değerinde artış sağlarsınız.

Üretim nasıl artar?

Yeni girişimlerle, yeni fabrikalarla artar.

Ürünün değeri nasıl artar?

Teknoloji geliştirerek, Ar-Ge yaparak, katma değerli ürün üreterek artar.

Yani ihracat üretime, teknolojiye yatırımla artar.

Kilit sözcük yatırımdır ve yatırımın temel şartı da ekonomiye olan güvendir.

Şayet ekonomide önünüzdeki 5 seneyi, 10 seneyi görebiliyorsanız o zaman yatırım olur.

Bizde ise maalesef sayın Erdoğan ve yıldızlar karması ekonomi ekibi sayesinde bırakın 5-10 seneyi, bugünden yarına bile ne olacağı belli değil.

Döviz kurları ne kadar artarsa artsın.

İhracatımızın yerinde saymasının nedeni de işte tam olarak budur.

İhracatın artması için devletin ihracata yönelik üretim yapanlara teşvik sunması gerekir.

Oysa ülkemizdeki kaynaklar Türkiye’ye döviz getirenleri desteklemek yerine, ülkeden döviz kaçıran 5’li çeteye ayrılıyor.

Ak Parti’nin devri iktidarında 5’li çeteye verilen ihale tutarı 200 milyar doların üzerinde.

200 milyar dolar deyip geçmeyin.

Ülkemizin yıllık toplam ihracatı 170 milyar dolar.

Ülkemizin yıllık toplam bütçesi 120 milyar dolar.

Yani yıllar içinde 5’li çeteye verilen 200 milyar dolar.

Türkiye’nin toplam ihracatından da, toplam bütçesinden de daha büyük bir kaynaktır.

Elbette Türkiye’nin yeni yollara, köprülere, tünellere ihtiyacı var.

Defalarca söyledik.

Biz yollara değil, bir liralık yolun 5 liraya yapılmasına karşıyız.

Biz devlet garantili alacaklarını cebe atıp yurt dışına kaçıranlara karşıyız.

Biz projeye değil, ranta karşıyız!

Eğer bu yollar ve köprüler gerçek maliyetlerine yapılsaydı ve bu kaynakların bir kısmı; üretime, Sanayi 4.0 dönüşümüne, Ar-Ge yatırımlarına ayrılsaydı Türkiye’nin ihracatı son 10 yılda yerinde saymaz katlanarak artardı.

Bu sayede Türkiye cari fazla veren bir ülke olabilirdi.

Türk milleti yokluk yerine, bolluk yaşayabilirdi.

Milyonlarca gencimiz iş sahibi olabilirdi.

İşte o nedenle biz Türkiye onca imkâna, kaynaklara ve devasa bir potansiyele sahipken onları har vurup harman savuran bu çürük zihniyete karşıyız!

Aziz milletim,

Hükûmetin yaptığı tüm hatalara rağmen şirketlerimiz ihracat yapmayı sürdürüyor.

Ama buna rağmen ülkemiz genel olarak potansiyelinin altında ihracat yapıyor.

Peki bunu neye dayanarak söylüyorum?

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın geliştirdiği endekse göre üretim kapasitesi açısından 2000 yılında 66. sıradayken 2018 yılında 68. sıraya gerilemişiz.

Kurumların işleyişi, beşerî sermaye, bilgi ve iletişim teknolojileri alanlarında yaşadığımız sorunlar nedeniyle üretim kapasitemizi maalesef yukarı taşıyamamışız.

Yani Türkiye’nin rekabetçiliğinin ucuz iş gücü ve değersiz Türk lirası üzerinden kurgulanması bize hiçbir şey kazandırmamış.

Türkiye ihracatta kilo başı birim fiyat üzerinden 225 ülke arasında 2002 yılında da 119. sıradaydı.

Bugün de 119. sırada. 

En rekabetçi olduğumuz hazır giyim ihracatının kilosu 15.3 dolar iken, İtalya’da bu değer 39 dolar.

İşte o nedenle İYİ Parti iktidarında biz ihracatta rekabetçiliği kalite üzerinden kurgulayacağız.

Bunun için de toplumsal ve beşerî sermayemizi geliştirip dijital dönüşümü yakalayacak politikaları hayata geçirerek üretim kapasitemizi ve ihracat birim fiyatımızı arttıracağız.

Toplumsal sermaye için ekonomide güveni ve hukukun üstünlüğünü sağlama alacak olan İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem bizim için başlangıç noktası olacak.

Beşerî sermayemizi arttırmak için de kapsayıcı, eşitlikçi, eğitim ve istihdam politikalarını hayata geçireceğiz.

Ucuz iş gücü üzerinden değil; nitelikli, çağımızın gerektirdiği becerilere hâkim, verimliliği yüksek bir iş gücü yapısı üzerinden rekabet edeceğiz.

Üretim maliyetlerini Bangladeş, Mısır, Pakistan seviyesine çekip bu ülkelerle pazar savaşına girmek yerine; ürün kalitemizi, teknoloji seviyemizi Almanya, İtalya, Fransa düzeyine çıkartıp bu ülkelerle rekabet edeceğiz.

Günümüzde Türkiye’nin önündeki en büyük engel dünyanın tam merkezinde küresel fırsatları kullanabilecek bir konumda olmasına rağmen ülkemizi dış dünyaya kapatıp yalnızlaştırmayı tercih eden bu iktidarın yanlış politikalarıdır. 

Bu politikalarla küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde gözümüzü dünyaya kapatarak büyük bir fırsatı kaçırıyoruz.

İşte o nedenle yetkiyi aldığımızda ilk olarak buna son vereceğiz.

Türkiye’nin dış politikasının Türkiye’yi fakirleştirmesine daha fazla izin vermeyeceğiz.

Batı ülkelerini gözü topraklarımızda olan ülkeler olarak değil; bizi zenginleştirecek, güçlendirecek fırsat kapıları olarak göreceğiz.

Bu anlayışla hareket edip ekonomik coğrafyamızın potansiyelini hayata geçirdiğimizde dış politikamız ihracatımızı arttıracak.

Artan ihracatımız da dış politikada elimizi güçlendirecek.

Oluşturacağımız bu pozitif döngü sayesinde ülkemizin sadece yandaş gazetelerin şişirme manşetlerinde değil; millî gelir istatistiklerinde ve bütün refah göstergelerinde bir dünya devi olmasını sağlayacağız.

Peki başka ne yapacağız?

TÜİK verilerine göre 2020 itibarıyla ülkemizde ihracat yapan şirketlerin %44,3’ü sadece 1 ülkeye, %17’si de sadece 2 ülkeye ihracat yapıyor.

Böyle olunca da hükûmetin özellikle dış politika alanındaki başarısızlığının maliyetini ihracatçımız ödüyor.

Bunun yanında Türkiye’deki sanayi şirketlerinin sadece %8.7’si ihracat yapıyor.

Üstelik bu ihracatın %15’ini de 5 şirket yapıyor.

İşte o nedenle bir taraftan küçük ve orta ölçekli şirketlerimizin teknolojik dönüşümüne yardımcı olacak mekanizmaları hayata geçirirken aynı zamanda bu şirketlerimizin küresel değer zincirlerine entegre olmalarını sağlayacak destekler de vereceğiz.

İhracatçılarımızın bölge ve ülke risklerini en aza indirecek sigorta mekanizmaları geliştireceğiz.

Dünya Bankası verilerine göre imalat sanayi ihracatımızın maalesef sadece %3’ü yüksek teknolojiye sahip.

Bu oran dünya geneli için %21, bizim gelir grubumuzdaki ülkelerde ise %23,8.

Üstelik Ak Parti’nin vasata razı gelme politikası nedeniyle 2020’de ülkemizde kurulan girişimlerimizde %61,2’si maalesef düşük teknoloji seviyesindeki alanlarda faaliyet gösteriyor.

Yüksek teknoloji seviyesindeki alanlarda faaliyet gösterenlerin oranı ise sadece %0,9.

İşte o nedenle biz ihracatımızın teknoloji kompozisyonunu arttırmak için küresel dinamikleri dikkate alan bir beceri dönüşüm süreci başlatacağız.

Özellikle dil becerilerinin ve dijital okuryazarlığın geliştirilmesi ihracata yönelik önceliklerimiz arasında yer alacak.

Bu dönüşüm hem firmalarımızın daha nitelikli istihdama erişimini kolaylaştıracak hem de iş gücümüzün istihdam oranını artıracak.

Beceri dönüşümü sadece iş gücü için geçerli değil.

Uluslararası şirketlerin özellikle birinci aşama tedarikçilerinden belirli sertifikasyon beklentileri oluyor.

Bu kriterleri sağlayamayanlardan tedarik yapmıyorlar.

Hatta Avrupa Komisyonu bu beklentileri ileri götürüp; “Şirketlerimizin çevreye, insana ve demokrasiye zarar veren ülkelerden ithalat yapmasını engelleyeceğim.” diyor.

İYİ Parti olarak biz de bu konuda söz konusu sertifika ihtiyaçlarını sektör detayında belirleyip tedarikçi firmalarımızın bu sertifikalara sahip olabilmeleri için gelişim programları başlatacağız.

İnsan haklarına duyarlı, eşitlikçi kalkınma anlayışımız çerçevesinde İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem önerimizi hayata geçireceğiz.

Bunun yanında firmalarımızın ekolojik rekabetçilik için yüklenmeleri gereken ek maliyetlerin bir kısmını sürdürülebilirlik odaklı, altyapı ve üstyapı yatırımlarıyla hükûmet olarak biz üstleneceğiz.

Üstlenmediğimiz kısmı için de firmalarımıza teşvik ve kredi programları geliştireceğiz.

Dünya Bankası Girişim Anketi sonuçlarına göre firmaların, gümrük ve ticaret düzenlemelerini engel olarak görme eğilimi gittikçe artıyor.

160 ülke arasında gümrüklerin etkinliği açısından 58’inci sırada yer alıyoruz.

Bu konunun önemini şöyle anlatayım.

Şirketlerimiz transit taşımada geçen her ilave 1 gün için %0,6 ila %2,3 arasında bir vergiye eşdeğer ek bir maliyetle karşılaşıyor.

Gümrüklerdeki 1 günlük fazladan bekleme ise ülkemizin ihracat artış hızını 1.4 puan azaltıyor.

İşte bu nedenle küresel eğilimlerle uyumlu gümrük ve taşımacılık süreçlerini hızlandıracak blok zincir temelli bir platformu ihracatçımızın hizmetine sunacağız.

İhracatımızın %60’ı, denizyoluyla taşınıyor.

Dolayısıyla limanlara erişim ve limanların daha etkin çalışması önceliklerimiz arasında yer alıyor.

Biliyorsunuz, Ak Parti’nin en övündüğü alan taşımacılık alanında yaptıkları yatırımlardır.

Ancak bu yatırımların mal taşımaktan ziyade insan taşımayı hedeflediği ortada.

Örneğin bugüne kadar yapılan demiryolu yatırımları, yük taşımacılığına çok da uygun değil.

Oysa ihracata dönük demiryolu yatırımları hem ülkenin yatırım çekiciliğini hem de ihracatımızı artıracaktır.

Bu nedenle de İYİ Parti iktidarında limanlara erişimi kolaylaştıran çok modlu ve modlararası taşımacılığa izin veren lojistik yatırımlarına öncelik vereceğiz.

Diğer ülkeler 4G konuşurken biz 4,5G konuşmaya başladık.

Ama sadece konuştuk.

Kâğıt üzerinde G’lerimiz çok.

Ama iş internet hızına geldiğinde bazı üniversitelerimizin 3G’nin ötesine geçemediğini görüyoruz.

Firmalarımızdan karanlık fabrikalar ve nesnelerin interneti gibi trendlere uymalarını bekliyoruz.

Ama makine-insan ve makine-makine etkileşimini sağlayacak internet altyapımız maalesef yok.

İşte bu altyapıyı da yetkiyi aldığımızda İYİ Parti olarak biz tesis edeceğiz.

Ülkemizin içerisinde bulunduğu bu tablonun değişimi inanın çok hızlı olacak.

Çünkü bütün bu değişimler sadece iradeyle ilgili.

Ak Parti iktidarı elindeki tüm fırsatları kaçırdı.

Milletimizin güvenini heba etti.

O fırsatları değerlendirme sorumluluğu artık bizde.

Onlar artık sırasını savdı.

Şimdi sıra bizde.

Şimdi sıra İYİ Parti’de!

Önümüzdeki 10 yılda Türkiye’nin gerçek potansiyelini ortaya çıkarmak için iktidara talibiz.

Siyasi tarihimizin en liyakatli kadrolarını iş başına getirmek için iktidara talibiz.

83 milyon vatandaşımızı yokluktan kurtarıp hak ettiği bolluğa kavuşturmak için iktidara talibiz.

Hamaset dışında hiçbir şey üretmeyen bu öfke siyaseti yerine; ahlaklı, vicdanlı ve makul bir siyaset için iktidara talibiz.

Ama hepsinden de önce; adalet için, huzur için, bereket için; güçlü, zengin ve mutlu bir ülke için biz Türkiye’yi yönetmeye talibiz.

Ülkesini seven devletinin hazinesine el atmaz.

Milletini seven haram yemez, haram yiyenlere sessiz kalmaz.

Devletini seven işini aklıyla, ahlakıyla ve içinde yanan vatan aşkıyla yapar.

İYİ Parti’yi farklı kılan fıtrat işte bu fıtrattır.

Allah’ın izniyle bu ucube sistemin sebep olduğu tüm zorlukları milletçe el ele verip birlikte aşacağız.

Türkiye kaynakları olan, potansiyeli olan büyük bir ülke.

Türkiye bu potansiyeli hayata geçirmek için ihtiyacı olan her şeye sahip bir ülke.

Bizim için Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir sorunu yok.

Yeter ki cesur olalım, adil olalım, hakkın ve hakikatin yanında olalım.

Ne diyor Hazreti Mevlâna?

“Tut ki Ali'den miras kaldı sana Zülfikâr.

Sende Ali'nin yüreği yoksa, Zülfikâr neye yarar?”

Türkiye’nin iyi evlatları!

Sizde o cesaret var.

Tek yapmamız gereken adil olmak.

İşte bu nedenle 4’üncü yaşımızda; “Ömer’in Yolu” dedik.

Ömer’in Yolu’nda yürümeye hep beraber söz verdik.

Bu yol Gök bayrağı Horasan’da İslam Sancağı’yla buluşturan kutlu bir yoldur.

Bu yol Horasan harcıyla bir daha ayrılmamak üzere sözleşilmiş bir yoldur.

Bu yol Anadolu’nun kapılarını tekbir sesleriyle açan Alparslan’ın, bir çağı tekbir sesleriyle kapatan Sultan Mehmet Han’ın; “Ya İstiklal ya ölüm!” diyerek yola çıkıp “Allah Allah” nidalarıyla düşmanı denize döken Mustafa Kemal’in yoludur!

Bu yol; “Bin defa mazlum olsan da bir defa zalim olma.” diyen Ali’nin yoludur.

Bu yol; “Adalet, mülkün temelidir.” diyen Ömer’in yoludur.

Bu yol; hak yoludur, hakikat yoludur.

Bu yol, Türk’ün yoludur.

Cenabıhak bizi, bu kutlu yoldan ayırmasın.

Yüce Allah, yar ve yardımcımız olsun.

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun."


Hibya Haber Ajansı

27 Eki 2021 - 12:53 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak RHA AJANS Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan RHA AJANS hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler RHA AJANS editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı RHA AJANS değil haberi geçen ajanstır.